Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

Eski Ayları Kırpıp Kırpıp Yıldız Yapmak

21 Eylül tarihli "Dramatik Fırsat Cambazı: David E. Kelley" yazımın sonunda, David Kelley imzalı
dizilerin ilginç bir özelliğinin de oyuncu kadrosunda çok sık değişiklik yapılmasına karşın, dizilerinin
tutmaya devam etmesi olduğunu söylemiştim. Boston Public'in en iyi karakterlerinden biri olan Harry
Senate gitti dizi hâlâ devam ediyor. Ally McBeal'da da John Cage (Peter McNiccol - heyecanlanınca
burnundan garip sesler çıkan tip) gitmişti ama dizi uzun süre devam etmişti.
O yazının sonunda, Türk dizilerinde de benzer bir şeyin denendiğini söylemiştim: "Bu taktiği yerli dizilerde
de görmeye başladık: Haluk ve Meltemsiz bir "Çocuklar Duymasın", Halil'siz bir "Kurşun Yarası", ya da
Emrahsız bir "Kınalı Kar"... Bakalım senarist arkadaşlar tutturabilecekler mi?"
Tutturamadılar. Diziler teker teker yayından kalktı. Kınalı Kar bitti, Kurşun Yarası bitti, Çocuklar
Duymasın başka bir hal aldı ve o yeni hali de Mart'ta bitecekmiş. Geriye bir tek "En Son Babalar
Duyar" kaldı - bence onun da eli kulağında.
Peki neden?
Bu sorunun cevabını, bu sayfada çok sık değindiğim bir kavramla, "özdeşleşme" ile açıklamaya
çalışacağım.
Aşağıdaki yazılardan hatırlarsanız özdeşleşme, seyircinin bir kahraman ile duygusal bir bağ kurup, o
kahraman (ya da kahramanlar) üzerinden çeşitli duyguları deneyimlemesiydi.
Görülen o ki seyirci, bir kere özdeşleştiği önemli bir karakter diziden ayrılınca, o diziyle kurduğu toplam
duygusal bağda bir zayıflama oluyor. Birden fazla ana karakter ayrılınca da dizi seyirciyi eskisi gibi
duygulandırmaz oluyor, duygu uyandırmayan dizi de seyredilmiyor.
Sanırım işin püf noktası burada:
Duygusal olarak en çok bağlandığınız karakterler diziden sebepsiz yere kaybolunca siz de kendinizi
"kandırılmış" hissediyorsunuz. Ve bu durumu protesto ediyorsunuz. Sokaklara dökülerek değil tabii,
sadece diziyi izlemeyerek.
Bir dizideki yan karakterlerin, ana karakterler ortadan kaybolduktan sonra baş role soyunması da benzer
bir duygusal "kandırılma" hissi yaratıyor. En Son Babalar Duyar, Çocuklar Ne Olacak ya da Kurşun
Yarası'nda böyle bir durum söz konusuydu. Yan karakter olarak beğendiğimiz tipleri baş karakter olarak
kabul etmemiz isteniyordu. Kabul etmedik tabii...
Burada Michael Hauge'un bir sözünü hatırlatmadan edemeyeceğim: "Bir karakter asla kategori
değiştirmemelidir". (bkz. aşağılarda bir yer.) Bu kuralın en bariz ihlalini Kurşun Yarası'nda gördük.
Halil'in düşmanı (nemesis) olan Kaymakam'ı kahraman olarak kabul etmemiz isteniyordu.
Pekiii, David Kelley denen bu adamın dizileri nasıl oluyor da onca karakter değişimine karşın devam
ediyor?
Bir kere David Kelley asla baş karakterleri değiştirmiyor. Boston Public'te Müdür (Steve Harper) ve
Müdür Yardımcısı (Scott Guber) dizinin başından beri aynı kişiler. Ally Mc Beal'da Ally Mc Beal bir yere
gitmedi. (Ortadan kaybolan John Cage bile arada sırada geri döndü). Çok önemli karakterler değişeceği
zaman, bir kaç bölüme yayılan bir zaman diliminde bu değişimin zemini hazırlandı. Örneğin Boston
Public'te Harry Senate gideceği zaman önce bıçaklı bir saldırıya maruz kaldı, hastanelerde ölümden
döndü, sonra öğretmenliğe olan inancının bittiğini söyledi ve diziden gitti.
Bizde ise yeni sezon için oyuncularla anlaşılamayınca "Çocuğum sizin anne ve babanız Amerika'ya /
yazlığa gitti" şeklinde aşırı kestirme bir açıklama ile yetiniliyor. Bu yola başvurulmasının nedenlerinin
başında Türk gösteri dünyasında ("show biz") olayların çok hızlı gelişmesi geliyor. Ama sebep ne olursa
olsun seyirci bu tür kestirmeleri hoş karşılamıyor ve tepkisini diziyi izlemeyerek gösteriyor.
Ayrıca David Kelley, daha dizi fikrini en başta kurarken, karakter sirkülasyonunun çok olduğu alanlar
seçiyor: Öğretmenler ve avukatlar. Öğretmenlerin sık sık okul değiştirmesi son derece makuldur. Farklı
davalara farklı avukatların bakması da öyle.
Bir de işin medya tarafı var. Seyirciler dizi etrafında dönen olayları medyadan da takip ediyorlar. Ve
medyadan öğrendikleri şeyler, diziye olan ilgilerini büyük ölçüde etkiliyor. Bu durumu bir örnekle
açıklayayım:
"Çocuklar Duymasın" dizisinde ilk çatlama, Pınar Altuğ'un diziden ayrılmak durumunda bırakılmasıydı.
Pınar Altuğ'un sansasyonel bir yaşam tarzı olduğu söylenmiş ve diziden ayrılması istenmişti. İzleyiciler,
özdeşleştikleri bir oyuncunun yollanıp yerine benzer birinin konmasına duygusal olarak tepki duydular.
Pınar Altuğ'a haksızlık yapıldığını düşündüler. Birol Güven imaj yönetimi yapacağım derken Pınar Altuğ'u
haksız yere işinden eden kötü adam pozisyonuna düştü.
Birol Güven'in bu manevra sırasında göremediği şey, Türk halkının (diğer ülkelerin halklarında olduğu
gibi) ünlüleri "Olimpos Dağındaki Tanrılar" gibi gördüğüydü. Halkın nazarında, Olimpos'takileri
bağlayan ahlak biraz daha farklıdır, sokaktaki insan için geçerli olan ahlak kuralları o ışıltılı dünyada biraz
daha gevşektir. Eğer ortalama izleyici bunun böyle olduğunu düşünmeseydi, Pınar Altuğ'unkinden daha
kötü bir duruma düşen Tamer Karadağlı'nın başrolünü oynadığı "Yağmur Zamanı"nı da seyretmezdi.
* * *
Bir de dizilerin "yavrulaması" durumu var. Bir dizideki bir karakter çok tutunca, sadece o karakter
üzerine kurulu bir dizi yapılabiliyor. Bu durumun en ünlü örneği "Frasier" [Freyjır]. Frasier, "Cheers"taki
bir yan karakterdi sadece. Ama çok tutunca kendi dizisi yapıldı. Ve sitcom tarihinin en iyi dizilerinden biri
oldu.
Benzer bir şekilde "Angel" da "Buffy"deki bir yan karakterdi. Çok karizmatik bir tip olduğundan kendi
dizisi oluverdi. (Buffy'deki Spike'ın Angel'a transferi de çok ilginç bir durumdur. Buffy'de ölmesi gereken
bu tipe kıyamayan senaristler, metafizik bazı açıklamalarla onu Angel'a transfer etmişlerdir.)
Bizde bu tür yavrulamaları henüz görmüyoruz. Ama neden olmasın? Dizilerde öyle karakterler var ki
kendi başına birdiziyi götürecek güçte. Önemli olan hangi karakterin bu güce sahip olduğunu doğru
teşhis etmek.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: