Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

"Bu Da Geçer" Demeyin!

İyi filmlerin bir özelliği de, başlamaları ile bitmelerinin bir olmasıdır. Yani filmin başına bir oturursunuz, bir 
bakmışsınız yazılar akmaya başlamış. Bu tür filmler yağ gibi kayar gider. Oysa o kadar çok olay görmüş, 
o kadar çok insan tanımış, bir o kadar da farklı mekana gitmişsinizdir ki film boyunca! Ama film size 
bunları son derece doğal, organik bir biçimde sunmuştur, öyle ki hiç yadırgamamışsınızdır. 
Bunu sağlamanın en birinci yolu, hikayenizin sağlam bir "neden-sonuç" ilişkisi içermesidir. Yani 
hikayenizde ortaya çıkan kişi ve olayların çok mantıklı nedenlerle orada olması, ve yaşanan sonuçların da 
kaçınılmaz (ama ilginç) olması gerekmektedir. Yaşanan sonuçlar açısından, eğer seyirci "Ama bu çok 
mantıksız, normal insan öyle değil de böyle yapar" diyorsa, hikayeniz inandırıcılık açısından bir 
zaafiyet içerisinde demektir. Ya da filminizde olan her olay son derece mantıklı ama ilginçlikten uzaksa 
(bazı yarım akıllılar bu konudaki beceriksizliklerine "sinemada gerçeklik" savunmasını getiriyorlar) o 
zaman da sıkıcı bir senaryo yazdınız demektir. Karakterlerin olaylar karşısındaki tepkileri, sinema 
salonunun kapısının dışındaki hayattan bayağı farklı olmalıdır. Eğer olmazsa, seyircileri o kapıdan 
içeri sokamazsınız. Dışarıda bedavası var çünkü! 
Ama sağlam bir neden-sonuç ilişkisi de tek başına, "yağ gibi kayan" hikayeler oluşturmaya yetmez. Filmin 
temel birimi olan sahneler arasında da nedensel, yumuşak, ve en önemlisi anlamlı geçişler 
olmalıdır. Bir sahne bitince, ekranda görünen en son şey ile, yeni sahnede ekranda görünen ilk şey 
arasında anlamsal bir bağlantı varsa, seyirci filmden çok daha büyük bir zevk alır. Ben bile "vay be, 
adamlar geçişler için bile kafa yormuş, helal olsun" diyorum böyle geçişler görünce ve daha da 
keyifleniyorum. 
Peki bunu nasıl yapıyorlar? Yani bu anlamsal bağlantıları nasıl buluyorlar? "Yaratıcılıkla" diyeceksiniz. 
Eh, kısmen doğru. Ama her yaratıcılığın temelinde, yaratıcılıkla hiç ilgisi olmayan (daha doğrusu, eski 
kuşakların yaratıcılıklarının yerleşmiş ve kanıksanmış hali olan) TEKNİK BİLGİNİN bulunduğunu 
unutmayın. 
Evet, sahneler arası geçişte de böyle bir teknik bilgi birikimi var. Aşağıda bu bilgilerin anlatıldığı bir liste 
veriyorum. Bu liste Robert McKee'nin "STORY" adlı kitabında anlatılan (s: 301) bir bölümden 
("Principle of Transition") alınmıştır. 
GEÇİŞLER
1) Bir Karakter Özelliği
Benzer: Şımarık bir çocuktan, çocuksu bir yetişkine geçiş. 
Zıt: Acayip görünümlü bir kahramandan şık görünümlü bir düşmana geçiş. 
2) Bir Eylem
Benzer: Ön sevişmeden, sevişme sonrasına geçiş. 
Zıt: Gevezelikten soğuk bir sessizliğe geçiş. 
3) Bir Nesne
Benzer: Bir seranın içinden ormana geçiş. 
Zıt: Kongo'dan Antartikaya geçiş. 
4) Bir Sözcük
Benzer: Bir sözcüğün ya da cümlenin bir sahneden diğerine tekrarlanması. 
Zıt: İltifattan lanetlemeye geçiş. 
5) Bir Işık Özelliği 
Benzer: Gün doğumundaki gölgelerden, gün batımındaki gölgelere geçiş. 
Zıt: Maviden kırmızıya geçiş. 
6) Bir Ses
Benzer: Bir sahile vuran dalgalardan, uyuyan birinin nefes alıp verişine geçiş. 
Zıt: İnsanın derisini okşayan bir ipekten, dişlilerin gıcırtısına geçiş. 
7) Bir Fikir
Benzer: Bir çocuğun doğumundan, uvertüre (klasik müzik parçalarının giriş bölümü) geçiş. 
Zıt: Bir ressamın boş bir tuvalinden, ölmekte olan bir adama geçiş. 
* * * 

Bir de bu geçişlerin melezleri vardır. (McKee amcamız unutmuş, ben tamamlayayım): 
Bazen bir önceki sahnede sözlü olarak bahsedilen bir şeyin görüntüsü ya da sesi (ya da benzeri) bir 
sonraki sahnede görülür. Örneğin ilk sahnede bir karakter bir kişiden bahseder, ikinci sahnenin ilk 
görüntüsü o kişi olur. Ya da aynı karakter bir olaydan ya da halde bahseder, ikinci sahnenin ilk görüntüsü 
ise o olayı andıran bir şeydir. 
Buna Titanik filminden bir örnek verelim: Rose Titanik'e binerken şöyle bir söz söyler "Dışarıdan 
bakıldığında iyi bir kızın isteyebileceği herşeye sahiptim. İçimden ise çığlık atmak geçiyordu" 
Bir sonraki görüntü, geminin - insan çığlığını andıran bir ses çıkaran - düdüğüdür. Ama Cameron 
bununla yetinmez, bu düdükten geriye doğru çekilerek - zoom out - Jack'in (Leo Di Caprio) poker 
oynadığı kahvehaneye ulaşırız. Cameron bu geçişlerle bir taşla iki kuş vurur: Önce Rose'un çığlığını gemi 
düdüğü ile somutlaştırır, sonra da bu düdükten hikayenin diğer kahramanına organik bir geçiş yapar. 
* * * 
Bundan sonra film izlerken, senaristin ve yönetmenin sahneler arası geçişi nasıl sağladığına dikkat edin. 
Ve siz de senaryolarınızda (abartıya kaçmamak şartıyla) bu tür geçişler bulmaya ve kullanmaya çalışın. 
(Geçen sene Oscar alan "Crash" filminde bu tür geçişlerin bolca kullanıldığını hatırlıyorum. Bir ara bu 
geçişlerle ilgili bir örnek liste de hazırlamak iyi olacak.). 
Kolay gelsin. 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: