Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

Yazmanın 3 Kozmik Kuralı

Eski bir yazar ve yazarların sorunları üzerinde uzmanlaşmış lisanslı bir psikoterapist olarak, yazmak söz 
konusu olunca, çok fazla kuralın bulunmadığını biliyorum. 
Aşağıdaki kurallar hariç. Ben onlara “Yazmanın Üç Kozmik Kuralı” diye mütevazı bir ad koydum. 
Ciddiyim. Bu üç basit kuralı öğrenin, sonra da onları zihinlerinize ve gönüllerinize kazıyın. Canınız 
yanmaz, korkmayın. 
BİRİNCİ KOZMİK KURAL: YETERLİSİNİZ 
Yazarlık (Amerika’da – gg) bir büyüme sanayiidir. Daha iyi, daha hızlı, daha ticari yazmanızı sağlayacak 
düzinelerce seminer, kitap ve kaset vardır. Ve bunların çoğuyla ilgili hiçbir sorun yok. Biliyorum, çünkü 
ben de ders veriyorum. 
Çünkü gerçekten de bir yazarın, yazma zanaati hakkında, hikaye anlatma gelenekleri hakkında ve piyasa 
gerçekleri hakkında öğrenmesi gereken şeyler vardır. Ama yazmaya yeni başlayan yazarı bir tehlike 
beklemektedir: bu tehlike de, eğer doğru seminerlere giderse, doğru kitapları okursa, veya doğru 
guruyu seçerse başarılı olacağı inancıdır. Yani şu anki halinin yeterli olmadığı inancıdır. 
Bu klasik bir inanç sistemidir... yazarlar, başarılı olmak için, şu andakinden “daha fazla” bir şeyler 
olmaları gerektiğini hissederler: daha akıllı, daha eğitimli, daha komik... daha ilginç hayatları olan, 
daha benzersiz deneyimleri bulunan, “daha fazla” bir şey. 
Yazarlarla çalışan bir terapist olarak bunu her gün görüyorum: kendilerinin yeterli olmadığını hisseden 
yazarlar. DİĞER bütün yazarların daha yetenekli, daha özgüvenli, kendinden daha az şüphe eden 
insanlar olduğuna inanan yazarlar. 
Bu durum hemen, Woody Allen’ın “Stardust Memories” filminin ünlü açılış sekansını aklıma getiriyor. 
Mahzun bir Woody, karanlık, kirli bir tren kompartımanında, kendisi gibi üzgün insanlarla oturmaktadır. 
Pencereden dışarı bakar ve başka bir tren kompartımanı görür: bu, parlayan, aydınlık bir kompartımandır. 
İçinde son derece yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar gülüp şampanya içmektedir. Woody umutsuzluğa 
kapılır: kendisi neden o parlak kompartımanda, ışıltılı insanlarla birlikte değildir ki! 
Yazar bir hastam, duygularını anlatmak için bu sahneden bahsedince, yetersizlik hissinin yanı sıra, daha 
sinsi, daha zararlı bir şey ortaya çıktı. Bu, kendisinde bulunan içsel bozukluklardan / eksikliklerden dolayı, 
kendisine kötü bir el dağıtıldığı – ben yanlış kompartımandayım – düşüncesiydi. 
Eğer daha iyi bir yazar olsaydı – daha akıllı, daha yetenekli, ya da başka bir şey – doğru kompartımanda 
olurdu. O ışıltılı insanlar parıltılı kompartımandaydı çünkü orada olmayı HAK EDİYORLARDI. Oysa 
kendisi haketmiyordu. 
Bundan sonra, onunla yaptığımız çalışmalar, onun kendini sabote eden davranışlarını, kendisini eksik / 
kusurlu olduğu inancının doğal bir sonucu olarak ele aldık. Hastam, kendisi ile ilgili bu acı verici görüşü 
fark edip ona meydan okuyunca, kendi hakkındaki görüşleri de değişmeye başladı. 
Bu anekdotun gösterdiği şey şu: yazmanızla ilgili en büyük tehlike, kendinizi yetersiz görmektir. Ve bu 
çok yaygın, insanı çok sınırlandıran bir inançtır. Herkes eğlencenin başka bir yerde olduğuna inanır. 
Ama durum hiç de öyle değil. Eğlence tam burada ve şu anda yaşanıyor. Sizde! 
Siz – bütün şüpheleriniz ve korkularınız, neşe ve üzüntüleriniz ile – yeterlisiniz. Siz – şu anda bu 
satırları okuyan kişi – olmak istediğiniz yazar olmak için gereken her şeye sahipsiniz. 
“Ben mi?” diye sorabilirsiniz. “Bu halimle mi?” 
Evet. Şu anda belki korkan, belki hayal kırıklığı yaşayan, engellendiğini ya da cesaretini 
kaybettiğini hisseden siz. Eğer böyle hissediyorsanız, aramıza hoş geldiniz. Çünkü dünya üzerindeki 
bütün yazarlar, hatta en başarılı olanları bile (ki kendileri de bir zamanlar başarılı olmak uğruna cebelleşiyorlardı) böyle hissediyor. 
Peki şimdi başarılı olduklarına göre? Hala cebelleşiyorlar. Hala aynı şüphelere, korkulara, özlemlere 
sahipler. Sadece, bu duygulara, sizin yüklediğiniz olumsuz anlamları yüklemiyorlar. Akıllı yazarlar kendi 
duygularını, kendi iç yaşamları ile ilgili çok önemli bilgiler ve yazı zanaatının ham maddeleri olarak 
görürler. Onlara kullanılabilecek malzeme olarak bakarlar. 
Bu da beni İkinci Kozmik Kurala getiriyor. 
İKİNCİ KOZMİK KURAL: ELİNİZDE NE VARSA ONUNLA ÇALIŞIN
En hoşuma giden karikatürlerden biri şudur: tıkanma yaşadığı belli olan bir yazar, daktilosunun karşısında 
oturmaktadır. Yerler, buruşturulmuş kağıtlarla doludur. Adamın etrafında düzinelerce köpek 
bulunmaktadır: kimi uyuyan, kimi havlayan, kimi pencerenin pervazından sarkan bir sürü köpek. Yazarın 
karısı kapının orada dikilmiş, bıkkın bir küçümseme ile ona bakmaktadır. Kadın, “sen de köpekler 
hakkında yaz” der. 
Bu karikatürün altını çizmek istediği şey şu: hayal kırıklığı yaşayan / engellenmiş bir yazar genelde, 
hayatını bizzat dolduran yazı konusunun – burada, köpekler – burnunun dibinde durduğunu görmez. 
Bir başka deyişle, size verilen şeylerle / sahip olduklarınızla çalışın. Yazarlar GÖRME konusunda, 
çevrelerindeki dünyayı gerçekten görme konusunda pratik yapmalıdırlar. Bir yazar olarak göreviniz, bunu 
bilinçli ve sanatsal bir biçimde yapmak, bu arada zanaat becerilerini ve hayal gücünüzle birlikte hafızanızı
ve düşünce gücünüzü de kullanmaktır. Çevrenizdeki dünyaya dikkat etmelisiniz. 
Tolstoy “Tanrı’nın karşınıza çıkardığı insanları sevin” demiştir. Tao “On Bin şeyi sevin” der. Kısaca her 
şeyi sevin – yani görün. 
Bununla neyi anlatmak istiyorum? Yaşadığınız şeylerin tamamını sevmek, bizim bunlara verdiğimiz tüm 
tepkileri kabul etmek, iyi ya da kötü, acı ya da tatlı, bütün olayları yaşama biçimimizin çeşitliliği ile 
neşelenmektir. 
Sanatçının görevi her ânı – ve bizim ona verdiğimiz tepkiyi – potansiyel olarak ilginç, yeteneklerimizi 
zorlayarak geliştiren ve yaratıcı katılıma değer olarak görmektir. 
Bu açıdan baktığımızda bir yazar asla sıkılmaz, hayatın daha heyecanlı, daha ilginç, olduğundan daha 
başka bir şey olmasını istemez. Ama eğer gerçekten de sıkılıyorsa ya da bir özlem duyuyorsa o zaman bu 
sıkıntıyı ya da özlemi yazmalısınız. O günkü malzemeniz odur. O gün size verilenle çalışmalısınız. 
Bu da beni Yazmanın Üçüncü Kozmik Kuralı’na getiriyor. 
YAZMANIN ÜÇÜNCÜ KOZMİK KURALI: YAZMAK, YAZMAYA NEDEN OLUR
Eğer zor bir sahnede takılıp kaldıysanız, yazın gitsin!
Kötü yazın. Nazım (şiir) şeklinde yazın. 
Bir “günlük” gibi yazın. Eğer tıkanıp kaldığınız için sıkkınsanız, bunu yazın. Umurumda değil. Yeter ki 
yazın. 
Eğer kızgınsanız, ya da kendinizi eleştiren bir ruh hali içindeyseniz, bu duyguları hikayenizdeki 
karakterlerden birine verin. Eğer buna uygun bir karakter yoksa, yaratın. Nasılsa böyle bir karakter var: 
siz. Öfkeniz, şüpheleriniz, korkularınız ve hayal kırıklıklarınız, hikayenizdeki herhangi bir karakter ya da 
dönüm noktası kadar, hikayeniz için gerekli unsurlardır. Bu durumdan faydalanabilirsiniz. 
Yazmak, yazmaya neden olur. Tıpkı endişelenmenin daha çok endişeye neden olması gibi. Takıntı
yapmanın da daha çok takıntı getirmesi gibi... Sanırım ne demek istediğimi anladınız. 
Bulunduğunuz halden / yerden yazma riskini göze aldığınız zaman, ruhunuza bir sürü süreci başlatırsınız. 
Yazdığınız ilk iğrenç cümlenin, içinde var olabileceğini, değerlendirebileceğiniz, üzerini çizebileceğiniz bir 
yaşamı vardır. Bu ilk girişimin yerini ikincisi alabilir, bu umarım daha az iğrenç bir cümle olur – belki de 
hoş bir tasvir ya da çarpıcı bir diyalog içerir. 
Belki de içermez. Ama fark etmez. Yazmaya devam edin. William Goldman’ın bize hatırlattığı üzere, 
yazdığınız bazı sahneler gerçekten de berbat olacaktır, ama bunlar önemli bir “bağ dokusu”dur. Olayların 
ilerlemesine yardımcı olurlar; bir zincirdeki halkalar gibidirler. Belki zayıf halkalardır, ama her zaman dönüp onları güçlendirebilirsiniz. 
Ne ile mi? Her şeyden önce, onları yazmış olduğunuzun bilgisiyle; çünkü yazmak, sadece daha çok 
yazmaya neden olmaz. Aynı zamanda, “yazabildiğiniz”, sayfaların yavaş yavaş birikeceği gerçeğini de 
pekiştirir. 
Olaya şu yönden bakın: yazarak geçirdiğiniz her saat, yazma konusunda endişelenerek 
GEÇİRMEDİĞİNİZ bir saattir. Sayfalar dolusu yazı ürettiğiniz her gün, bir kafede oturup hiçbir şey 
yazamamaktan şikayet ETMEDİĞİNİZ bir gündür. 
Yazmak daha çok yazmaya neden olur. Yazmamak da daha çok yazmamaya. Hesabı siz yapın. 
İşte size Yazmanın Üç Kozmik Kuralı: 
1. Yeterlisiniz 
2. Elinizde Ne Varsa Onunla Çalışın 
3. Yazmak, Daha Çok Yazmaya Neden Olur. 
Tüm bunlar, tek bir kurala işaret eder. Yazın. Beklemeyin. Şimdi yazın. Ve yazmaya devam edin. 
* * *





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: