Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

Güçlü Sahneler

Bir çok filmden geriye, bizde güçlü bir etki bırakan sahneler kalır. Bir filmin kalitesi aslında, bu gibi
sahnelerin varlığı ve doğallığı (yani hikayenin gidişatına uygunluğu) ile ölçülebilir.
Böyle güçlü bir sahneyi SON SAMURAY'da da görüyoruz. Bu, Yüzbaşı Algren'in (T. Cruise), alayın hazır
olmadığını göstermek için bir Japon askerden kendisine ateş etmesini istediği sahnedir.
Bu sahnede Algren'in komutanı, hiçbir şekilde hazır olmayan Japon askerlerinin, isyancı Katsumoto'ya
karşı savaşması gerektiğini söylemiştir. Algren ise bunun bir intihar saldırısı olacağının farkındadır. Çünkü
Japon askerler henüz tüfek doldurmayı dahi öğrenememiştir. Düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamak
isteyen Algren, eğitmek için çabaladığı bir askerden kendisine ateş etmesini ister, hatta adamı buna
zorlar.
Acemi asker, büyük bir stres ile tüfeğini doldurmaya çalışır. Bu sırada, zaten Kızılderililere yaptıklarından
dolayı kendisinden nefret eden Algren'in söylediği söz çok etkilidir: "Shoot me God damn it!" (Vur beni
kahrolası!). Yani Algren bir yandan askerlerin hazır olmadığını göstermeye çalışmakta, bir yandan da artık
yaşamaya değer bulmadığı bu hayatına son verdirmeye çalışmaktadır.
Acemi asker en sonunda tüfeğini doldurmayı başarır ve Algren'e "doğru" ateş eder. Ve tabii ki ıskalar.
Algren bu mustarip hayatı yaşamaya devam edecektir.
Bu sahne bize (ve sahnedeki diğer insanlara) bir çok şeyi öğretir: Algren'in korkusuzluğunu, intihar
eğilimini, kendi yargısına olan güvenini, komutanı Albay Bagley'e karşı olan nefretini, acemi Japon
askerlerin gerçekten hazır olmadığını, ve Albay Bagley'in muhakeme zayıflığını.
Sahnenin bu kadar güçlü olmasını sağlayan bir başka etken de, otantik Japon müziği. Flüt ile gerilimin
nasıl tırmandırıldığına dikkat.

GÜÇLÜ SAHNELER - 2
İzleyenin aklından çıkmayacak sahnelerden biri de James Cameron'un "ABYSS" filminde vardır.
Filmin ikinci yarısında Bud (Ed Harris) ve Lindsey (M. Mastrantonio) küçük bir denizaltında mahsur
kalırlar. Denizaltı su almaktadır, kullanılabilir tek bir dalgıç giysisi vardır, ve gitmeleri gereken petrol
arama istasyonu çok uzaktır. Zaman kısıtlıdır: kimin dalgıç giysisini giyeceğine karar vermeleri
gerekmektedir. Eskiden evli olan Bud ve Lindsey çok hızlı bir biçimde tartışırlar ve Lindsey Bud'î giysiyi
giymeye ikna eder. (Tipik, güçlü Cameron kadını). Biraz sonra denizaltı tamamen su dolacak ve Lindsey
"resmen" boğulacaktır. Su dolar, ve Lindsey, eski kocasının kollarında göz göre göre boğulur.
Fakat sahne bununla bitmiyor.
Bud, ölmüş olan Lindsey'i ana istasyona kadar götürür. Orada havuzun kenarında kadına suni teneffüs ve
elektroşok uygular. Lindsey geri dönmez! Bud, "resmen" eski karısını öldürmüş ve geri getirememiştir.
Herkes (Bud dahil) Lindsey'den ümidi keser. Fakat Bud daha sonra tekrar Lindsey'e masaj uygulamaya
başlar ve kadın canlanır!
Cameron'un yazdığı belki de en etkilici sahne böylece biter.
Bu sahnenin gücü, bir insanın, sevdiği bir başka insan için göz göre göre ölmeyi kabul etmesindedir. (Aynı
tema, yine Cameron'un yazıp yönettiği Titanic'in sonunda da görülebilir). Doğa koşullarının yarattığı dış
baskı da, bu sahnenin gücünü artıran başka bir etkendir

GÜÇLÜ SAHNELER - 3
Güçlü bir sahne yazmak için ille birilerinin hayatının tehlikede olması gerekmiyor (ama en güçlü
sahnelerin genelde "hayat-memat" meseleleri etrafında döndüğü de bir gerçek).
"NOTTING HILL" filminin sonlarında, Anna Scott'un (Julia Roberts) William Thacker'a (Hugh Grant)
sevgili olmayı teklif ettiği sahne de, mükemmel yazılmış bir sahnedir.
Filmin bu sahnesine gelene kadar hem adam hem de kadın, hem çok iyi zaman geçirmişler, hem de
zaman zaman birbirlerinin kalbini kırmışlardır. En son kalbi kırılan William'dır (Anna'nın kendisi hakkında
"öyle biri işte" dediğini duymuştur, film setinde). Sözü geçen güçlü sahne ise, William'ın kitapçı
dükkanında geçer.
Anna ile William bir süre kitapçıda ayakta konuştuktan sonra Anna can alıcı cümleyi söyler "I am also just
a girl, standing in front of a boy, asking him to love her" (Ben aynı zamanda, bir çocuğun karşısında
durmuş, ondan kendisini sevmesini isteyen sıradan bir kızım da) der. (Bu sahnenin bu kadar güçlü
olmasını sağlayan şeylerden biri de, J. Roberts'in en güzel performanslarından birini göstermiş olmasıdır).
Buna rağmen William kızın teklifini kabul etmez. Ve Anna duygusal olarak dağılır. (Bu kadar büyük bir
duygusal sarsıntı, bu kadar minimalist oyunculukla ancak anlatılabilir). William'ı yanağından öper, ve
dükkandan çıkar.
Sadece iki kişinin ayakta durup konuştuğu bir sahneyi bu kadar güçlü yapan şey her iki karakterin de
çıplak bir ruh ile konuşmalarından kaynaklanmaktadır. Her ikisi de kırılmış ve üzülmüştür. Ama her ikisi
de aslında birbirini çok sevmektedir. Buna rağmen bir araya gelmeleri mümkün olmaz.

GÜÇLÜ SAHNELER - 4
Romantik komedi filmlerinde görülen en güçlü sahnelerden birini de "You've Got Mail" filminde
görüyoruz: Joe Fox (Tom Hanks), internetten tanıştığı kız ile buluşmaya gider, ama uzun süredir yazıştığı,
hatta hoşlandığı kızın, ticaret hayatındaki azılı rakibi Kathleen Kelly (Meg Ryan) olduğunu fark eder.
Bu fark ediş anı, aslında senarist açısında çok önemlidir. Joe Fox, bu acı gerçeği kabul edip evine de
dönebilirdi. Ama çok güzel bir dramatik sahne fırsatı da kaçmış olurdu. Bunun yerine Fox, kızın beklediği
kafeye girer ve rakibinin masasına oturur. Fox'un, beklediği kişi (ki o da internette tanıştığı kişiden
hoşlanmaktadır) olduğunu bilmeyen Kelly, Joe Fox'a demediğini bırakmaz: "You are nothing but a suit!"
(Sen takım elbisesinden başka bir şey değilsin!). Ama bundan hemen önce de, beklediği kişinin çok komik
ve çok duyarlı olduğunu söyler - o kişinin bizzat Joe Fox olduğunu bilmeden.
Ortada çok komik bir durum vardır. K. Kelly'nin bahsettiği "yeryüzünün en duyarlı insanı" ile "kalbinin
yerinde bir yazarkasa" olan kişi aslında aynıdır. Bu diyaloglar bize, birini "gerçekten tanımanın" aslında ne
kadar zor bir iş olduğunu çok çarpıcı bir biçimde anlatır.
Sahnenin bir başka fonksiyonu ise, K. Kelly'nin kendi içinde bir aşama (breakthrough) kaydetmesi ve
duygularını "spontane" bir biçimde dışa vurabilmesidir.

GÜÇLÜ SAHNELER - 5
Yakın zamanda izlediğimiz en güçlü sahnelerden birini "Dikey Limit" (Vertical Limit) filminin başında
görüyoruz.
Filmin açılışında, bir baba, oğul ve kızdan oluşan bir ailenin bir dağa tırmanmakta olduğunu görürüz.
Fakat bir aksilik olur ve bu üç kişi aynı ipte, havada asılı kalır - fakat ip üç kişiyi taşıyamayacak haldedir.
İpteki sıralamada en altta duran baba, çocuklarını kurtarmak için kendi hayatını feda eder ve bıçakla
kendi ipini keserek aşağı düşer/atlar.
Aile bağlarını hayat memat meselesi ile bağlayan güzel bir giriş. Filmin devamı bu kadar etkileyici değil,
ama bu girişten sonra ne olursa olsun filmi sonuna kadar izliyorsunuz.

GÜÇLÜ SAHNELER - 6
İzlerken donup kaldığım sahnelerden biri de James Cameron (Titanic, Terminator 1-2) tarafından yazılmış
olan Kırılma Noktası'nda (Point Break) bulunuyor.
Gerçekten de çok güzel yazılmış bir senaryodur. Bigelow da hakkını vererek çekmiştir. Keanu Reeves'in
ilk büyük rollerinden biridir. Ve film tekrar tekrar seyretmeye karşı dayanıklıdır.
Sadede gelelim: Filmin kesinlikle en güçlü sahnesi, Keanu'nun canlandırdığı genç polisin, sevgilisini rehin
tutan Bodhi'nin (Patrick Swayze) peşinden, uçaktan paraşütsüz atlamasıdır. Evet, adam, uçaktan
paraşütsüz atlıyor - elinde bir revolver silah olduğu halde. Amacı da Bodhi'yi havada yakalamak ve
beraber yere düşmek. Bunu başarıyor da.
Cameron çok da güzel bir ikilem yaratıyor - Keanu ya elindeki silahı bırakıp paraşütü açacaktır, ya da
Bodhi ile beraber yere çakılacaktır. Keanu çok hızlı bir biçimde karar veriyor ve silahını (elindeki tek
avantajı) bırakıp paraşütün ipini çekiyor. Ve iki genç adam, paraşütün geç açılmasından dolayı, büyük bir
hızla yere iniyorlar.
James Cameron'un yazdığı ve çok sıkı bir sistem eleştirisi de içeren bir film. Keanu'nun şansı olsa gerek,
90 yılların, belki de 20. yüzyılın en sıkı sistem eleştirilerinden biri olan "The Matrix"te oynamak da yine
ona nasip olmuştu.

GÜÇLÜ SAHNELER - 7
"KOD ADI: KILIÇBALIĞI" filminde de bir kaç güçlü sahne var. Bunlardan biri, filmin başındaki
"patlama" sahnesi. CGI ile geleneksel çekimlerin çok güzel bir biçimde yapıldığı bu sahne, aslında "The
Matrix"te kullanılan yöntemin ("bullet time" - Neo'nun çatıda Ajan'ın kurşunlarından kaçışını gösteren
sahnede kullanılmıştı) biraz daha abartılmış hali. Yine de etkileyici olduğu kesin. Normalde bir saniyeden
kısa bir sürede olup biten bir olayı hem yavaşlatılmış olarak, hem de 360 derecelik bir bakış açısıyla
izliyoruz çünkü...
Filmi izleyenlerin aklında kalacak bir başka sahne ise, bilgisayar korsanı "Büyük Stan"in 60 saniye içinde
Amerikan Savunma Bakanlığının bilgisayarını "hack" etmek zorunda kaldığı sahne. Sahnede bir kaç
unsurun bir araya gelmesi sahneyi dikkat çekici kılıyor: Stan'in bu işi 60 saniyede yapmak zorunda
kalması, başına birinin silah dayamış olması, ve bir kadının bu sırada Stan'e oral seks yapması. Bu son
eklenti, sahneyi aynı zamanda komik yapan iyi bir buluş bence.
Filmdeki etkili sahnelerden biri de John Travolta'nın Halle Berry'yi vurduğu sahnedir. Burada da Stan'in,
boğazından asılı Halle Berry'yi kurtarmak için çok kısa bir sürede bir bilgisayar işlemi yapması
gerekmektedir. Stan, kadın boğulmadan bu işi yapar, ama Travolta yine de Halle'i vurur. Stan'in bütün çabası bir anda anlamsızlaşır.
Bu gibi güçlü sahnelerine ve iyi oyuncularına karşın Kılıç Balığı çok başarılı bir film değildir. Bunun temel
nedeni ise sonunu iyi bağlayamamasında yatar. Bu, ne yazık ki burada tartışılamayacak kadar uzun bir
konu. Ama filmin sonunda derin bir tatmin duygusu yaşamamamız, bu gerçeğin en basit kanıtı sayılabilir.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: