Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

"Eee? Şimdi Ne Olacak?" Dedirten Sahneler

İyi filmlerin bir özelliği de, senaryonun bir noktasında (genelde filmin yarısında ya da dörtte üçünde), çok
acayip bir sürpriz gelişmeye ("twist") yer vermesidir. Bu öyle bir sürpriz gelişmedir ki, artık filmin olay
akışına ve ritmine alışmış olan seyirci, zınk diye uyanır, ve aklından, başlıktaki cümle geçer: "eee? ne
olacak şimdi?"
Böyle bir sürprizi Matrix filminde görmüştük. Bu sahnede Kahin, Neo'ya "Seçilmiş Kişi" olmadığını
söylüyordu (Bu kadar önemli bir sahnenin bu kadar sıradan bir ortamda geçmesini düşünmek de, bence
çok yaratıcı). Morpheus ve adamları da, aslında seçilmiş kişi olmayan Neo'yu korumak için hayatlarını
tehlikeye atıyorlardı. Biz de içimizden "Boşuna uğraşıyorsunuz, Neo kurtarıcı değil" diyorduk.
Benzer bir sürpriz, Azınlık Raporu'nda vardır. Kahramanımız John Anderton (Tom Cruise), filmin bir
noktasında (yaklaşık %15'inde), birini öldüreceğini öğrenir. Bunu yapmamaya kesin kararlıdır, ama
koşullar onu, bir otel odasında, oğlunu kaçırdığını sandığı kişiyi öldürecek hale getirir. John'un, filmdeki
kahinlerin öngördüğü gibi adamı öldürmesi için her sebep vardır, ama John öldürmemeyi seçer. Böylece
iki şeyi yapmış olur: Bir, kendisinin körü körüne savunduğu sistemi (Pre-coglar -yani kahinler- yoluyla
suçu önceden görerek engellemek) çökertmiştir, ayrıca kendisinin suçsuzluğunu kanıtlamıştır. Yanındaki
kahin "Seçebilirsin" (You can choose) diyerek, filmin ana fikrini söyler aslında. Fakaaat...
John'un öldürmek üzere olduğu adamın niyeti kesinlikle ölmektir. Çünkü kendisi öldüğü takdirde, adamın
ailesi yüklü bir para alacaktır. Ve adam kendisini zorla John'a öldürtür. Bu noktada tam anlamıyla apışır
kalırız: Pre-cog sistemi çalışmaktadır, ve John cinayet suçlusudur. Peki şimdi ne olacaktır?
Aynı derecede şaşırtıcı olmasa da, çok etkileyici bir başka sürprizi "Dövüş Kulübü"nde (Fight Club)
görüyoruz. Tyler Durden'ın (Brad Pit), Jack'in (Edward Norton) kendi zihninde yarattığı hayal ürünü bir
kişi olduğunu öğrendiğimizde de, şaşırıyoruz, ve finali daha bir heyecanla beklemeye başlıyoruz.
Bu tür sürprizlerin temel özelliği, daha sonradan düşünüldüklerinde, son derece mantıklı gelmeleridir. Yani
sürpriz olsun diye senaryonun içine anlamsız, hikayeden kopuk bir olay koymak son derece yanlıştır,
etkileyici olmaz, o ana kadarki emekleriniz boşa gider. Böyle noktalarda senarist yaratıcılığını
konuşturmalı, hikayenin kendisine sunduğu dramatik olanakları, özgür bir zihinle, sonuna kadar
araştırmalıdır. Seyirci sürprizlere bayılır. İnanmayan "Altıncı His"si sevenlere sorsun!





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: