Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

Tutkularını Takip Et!

"Senaristlerin ne yazması gerektiği" ile ilgili bir yazım var aşağılarda bir yerde. Yazının girişinde,
böyle bir cümleyi sarfetmenin bile çok tehlikeli olduğunu söylemiştim. Çünkü senarist, "sana ne,
istediğimi yazarım" şeklinde bir yanıt verebilir.
Aslında benim söylemek istediğim tam da buydu: İstediğini yazmak.
Bu konuyu tekrar gündeme getirmemin bir sebebi var. O da, yakın zamanda izlediğimiz yerli filmlerin
senaristlerin tutkulu olduğu şeyleri yansıtmaması. Bu yazıda bu durumun olası nedenlerini ele
almak istiyorum.
 
Önce şu saptamayı yapmam gerek: Bu ülke insanlarının maruz kaldığı formel (okulda verilen) eğitim ile
formel olmayan (okul dışında, ailede, arkadaş topluluklarında vb. verilen) eğitimde, insanların kendi
gerçek istekleri ile bağlantıları koparılır.
Şimdi bu ne demek? diye soracaksınız. Şu demek:
Her insanın, karnının ne zaman acıktığını, ne zaman uykusunun geldiğini, ve benzeri bedensel
ihtiyaçlarını bildiği var sayılır. Bu ihtiyaçlar o kadar doğal kabul edilir ki bunlarda herhangi bir şaşmanın
olabileceği düşünülmez. "Ne demek yani canım! Bir insan karnının acıktığını bilmez mi?" denir.
Oysa, davranışçı psikolojinin çok net bir biçimde gösterdiği üzere, şaşmaz dediğimiz bedensel
fonksiyonların kıblesini şaşırtmak son derece mümkündür. İnsanların biyoritmlerinin bozulmasının
yanı sıra, "normal"de zevk veren şeylerin iğrenç, "normal"de iğrenç olan şeylerin zevk verir hale
gelmesi gayet olasıdır. İnsanlar yemekten tiksinebilir hale getirilebilir (bkz. Anoreksia Nervosa Blumia).
Bedene acı veren uygulamalardan zevk alınması sağlanabilir (bkz. Sado-Mazoşizm).
İnsanların "ruh"ları, bedenlerinden daha fazla telkine açıktır. Belirli bir miktar baskı ya da telkinle,
insanların ruhsal itkilerini ("impuls") yönetebilirsiniz. (Reklamcılar ve siyasetçiler temelde bu gerçekten
yola çıkarlar). İnsanlara istedikleri şeyleri unutturabilir, istemedikleri şeyi istediklerini
zannettirebilirsiniz. Hele bu son söylediğim, reklamcılar tarafından bire bir kullanır.
Hepimiz aynı eğitim tezgahından geçtik, geçiyoruz. Bu nedenle hepimiz aynı şekilde "gerçek"
isteklerimizden belirli bir ölçüde koparılmış haldeyiz. Ve bu koparma süreci hala devam ediyor. Neyin iyi,
güzel, istenebilir bir şey olduğunu bebekliğimizden beri birileri bize söylüyor: anne, baba, arkadaşlar,
okulda öğretmen, askerde komutan, televizyondaki spiker ya da reklam güzeli, gazetedeki yazar...
Herkes zihnimize bir şekilde şekil vermeye çalışıyor.
Peki bunların senaristlerin ne yazması gerektiği ile ne ilgisi var? Şu ilgisi var:
Kendi içinizden gelen cılız istek seslerini toplumun baskısıyla göz ardı ederseniz, bir süre sonra bu
sesleri duyamaz olursunuz. Başkalarının size yaptığı telkinleri gerçek istekleriniz zannedersiniz.
Ama istek zannedilen böyle bir telkinden yola çıkarak yazacağınız bir senaryo ya yarım kalır, ya da
hakiki bir istekle yazılmış senaryoların içerdiği pırıltıyı ve yaratıcılığı içermez.
Bu sesler, kulak verildikçe güçlenir, kendisini daha güçlü bir biçimde ifade etmeye başlar. İnsan
ruhundaki bu isteklerin besini, onların dinlenmesi, ve belirttikleri şeylerin yerine getirilmesidir. Böylece
bu istekler güçlenir, akıl almaz yaratıcılıkta ürünler verilmesine neden olur.
Ama günün modalarına kapılanlar, bu güçlü yaratıcılık pınarından faydalanamaz. "Ben de Tuna
Kiremitçi gibi yazarım" diyerek bilgisayarın karşısına oturan adam, Tuna Kiremitçi'den deflarca kötü
ürünler verir. (Bunun "ne kadar" korkunç olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz!). Önemli olan, kendin
gibi yazmaktır. "Ahmet Toprak" gibi yazmaktır - eğer adamın adı Ahmet Toprak ise.
İyi senaryolar ancak ve ancak böyle ortaya çıkar: İnsan ruhundan fışkıran bir tutkuyla. Tabii ki bu
tutkuyu, başarılı senaryolarda görülen teknik özelliklerle harmanlamak gerekir. Ama senaryonun
malzemesi bu tutku olmalıdır. (Not: Nevrozlarınızı tutkularınızla karıştırmayınız. Bu da ayrı bir yazı
konusu)
Özetle iyi senaryo, sadece tutkulu karakterler değil, tutkulu yazarlar da gerektirir.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: