Hiç Bir Senaryo Artık Yorumsuz Kalmayacak

Kanca Avı

Genelde yapımcılardan, menejerlerde ve yazarların uğraşmak zorunda olduğu diğer insanlardan, hikaye 
sunumlarında ya da senaryolarda daha fazla "kanca" olmasını istediklerini duyarsınız. Bir kancanın tam 
olarak ne olduğu nadiren dile getirilir; sadece ondan bir tane istemektedirler, o kadar. Albert Brooks'un 
"The Muse" filmindeki yazarın karşılaştığı türden bir sorundur bu: herkes ona "ışıltısını kaybettiğini" 
söyler, ama adamcağız bunun ne olduğunu hiçbir şekilde anlayamaz. Ama açıklansın ya da açıklanmasın, 
"kanca" kavramı kaçınılmaz bir şeye dönüşmektedir, tıpkı "Karakter Dönüşümü" ya da "Dönüş
Noktası" ("Plot Point") ya da "Parlak Fikir" gibi. Biz de bu nedenle bu kavramı açıklayıp 
açıklayamayacağımıza bir bakalım dedik. 
Kanca'ya bakmanın bir yolu da onu, hikayenizi harekete geçiren ve temel çatışmayı, eğlenceyi, ve 
ilginçliği yaratan bir paradoks (ikilem), bir sürpriz, ya da atılan temeldeki ("set-up") beklentilerin tersyüz edilmesi olarak görmektir. Bu uyumsuzluk ("discrepancy"), zıtlık, ya da farklılık 
karakterinizin içinde olabilir, dışında olabilir, ya da bunların her ikisi de olabilir. Eğer içsel bir zıtlık varsa, 
bunun nedeni karakterin, kendisiyle çatışmalı bir ilişki içinde olmasıdır, bu çatışma onun 
muhakemesini (karar verme yeteneğini) de etkiler ve onun kişiliğinde, düzeltilmesi gereken bir kusura 
dönüşür. Bir çok iyi karakterin kusurları bulunur çünkü onların varsayımlarını çarpıtan geçmiş yaşamları
vardır ve sınırlı bir yaşam ve kendini değerlendirme görüşü içinde saplanıp kalmışlardır. Bu da, karakterin 
ayağına takılan ve hedefine ulaşmasına engel olan bir ahlaksızlığa (vice"), karakter bozukluğuna ya da 
yanlış algılamalara neden olur. Bir çok film, kendisini yeterince tanımayan karakterler 
hakkındadır. Neden? Çünkü bu durum gerçek hayatta da geçerlidir. Bu yüzden bu karakterlerin 
mücadelelerine ve başarılarına gönülden katılırız çünkü onlar bizi, umutlarımızı, korkularımızı, ya da 
hayallerimizi yansıtırlar. 
İçsel çatışması olmayan karakterler (yan karakterler ve "gezgin melekler" - westernlerdeki ve 
savaş filmlerindeki iyi adam kahramanlar gibi - hariç) ya ızdırap verecek ölçüde sıkıcıdır, ya da 
inanılmayacak raddede tam, duygusal açıdan sağlam insanlardır. Bir çok hikaye, kendi başarılarının 
önünde duran kusurlu insanlar hakkındadır. Bu insanların kusurları en azından kısmen elde etmek 
istedikleri ya da ihtiyaç duydukları şeyi elde etmelerine mani olur. 
Peki bu bilginin, "Kanca" ile ne ilgisi var? Kısa süre önce çok başarılı olan "Kadınlar Ne İster" (Mel 
Gibson) filmini ele alalım. Bu filmde, yetenekli ama bencil ve duygusal olarak sağır olan kadın 
düşkünü bir adam, kadınların ne düşündüğünü gerçekten duyabildiğini fark eder, ve bu düşünceleri 
dinleme süreci içinde daha iyi bir insana dönüşür. Bu, zamanında son derece başarılı olan bir başka hit 
filmin, "TOOTSIE"nin kancasına yapılan yeni bir yorumdur. "Tootsie"de de yetenekli ama bencil bir 
adam aynı şeyi, bir kadın gibi giyinerek yapar. "Aşık Shakespeare"deki kanca/sürpriz, dünyanın en 
büyük yazarını "yazar tıkanması" yaşarken görmemizdir: görmeyi umduğumuz hafif kel bilge adam 
yerine, bize genç ve deneyimsiz bir Şekspir gösterilir. Bu Şekspir ancak olgunlaştıkça ve aşkın ne 
olduğunu öğrendikçe yazabilecektir. 
Birbiriyle taban tabana zıt iki karakteri zorunlu bir ilişki içine sokarak da bir KANCA yaratabilirsiniz: 
"Tuhaf Çift"te ("The Odd Couple"), dünyanın en titiz insanı dünyanın en pasaklı insanı ile birlikte 
yaşamak zorunda bırakılır. Her ikisi de kendi şeytanlarının (sorunları) yanı sıra bir de ev arkadaşının 
şeytanları ile uğraşmak zorunda kalır. Temel "Uyumsuz arkadaş" hikayesi diyebileceğimiz "Cehennem 
Silahı"nda Danny Glover'ın karakteri yaşamayı seven bir aile adamıdır, ortağı Mel Gibson'ın karakteri 
ise intihar eğilimi olan dul kalmış bir polistir. 
Bu zıtların çatışmasının sonucu genelde uzlaşma ve kendini bulma olur: biz, olduğumuzu sandığımız 
kişi değilizdir; ihtiyaç duyduğumuzu sandığımız şeye ihtiyaç duymamaktayızdır aslında; 
sevdiğimizi sandığımız kişiyi aslında sevmemekteyizdir; nefret ettiğimizi sandığımız kişiyi 
aslında sevmekteyizdir; asıl ihtiyacımız özgüven iken dışarıdan birilerinin bize yardımcı
olmasını istemekteyizdir, vesaire... 
Dışsal olarak da çatışma, karakterin içine düştüğü durumla da ilgili olmalıdır. İşin ilginç yanı "Kanca", en 
çok bilinen hikaye yapılarından biri olan "sudan çıkmış balık"ta kendini çok bariz bir biçimde gösterir. 
Bu hikaye yapısında bir karakter, onun aşina olduğu ortamlarla taban tabana zıt bir ortamın/durumun 
içine konur. Eğer bu zıtlık ve çatışma potansiyeli yeterince komik, korkutucu ya da merak 
uyandırıcı ise, "Kanca"nızı buldunuz demektir. Karakterinizi farklı bir yere götürebilirsiniz: "Coming to 
America"da Afrikalı bir prens New York şehrine uyum göstermek zorundadır. Ama bu yolu denemek 
zorunda değilsiniz. "Yalancı, Yalancı"nın kusurlu karakteri, bütün gün doğruyu söylemek zorunda olan 
yalancı bir avukattır. Buradaki karakter fiziksel olarak farklı bir yerde olduğu için "sudan çıkmış balık" gibi 
değildir; onun "balık"lığı, aynı mekan içinde farklı bir biçimde davranmak zorunda olmasından kaynaklanır 
- bu şekilde de bildik olan şey bilinmeyene dönüşmüş olur. 
Başka bazı örneklere bakalım. Yakın zamanlarda gösterilen "See Spot Run" filminin de güçlü bir kancası
var: öksüz ve yetim olarak büyümüş ve köpeklerden nefret eden bir postacı, çeşitli olaylar sonucu, çok 
sevdiği kadının çocuğuna ve mafya tarafından ölüm listesine alınmış bir FBI köpeğine bakmak zorunda 
kalır. Kahramanımız, hakkında hiç bilgi sahibi olmadığı iki şeyle uğraşmak zorundadır: çocuk ve köpek. 
İşin içinde bir de artık kendisinin de peşine düşen mafya vardır. "Big Daddy"nin önermesi de buna 
benzer bir şeydir: beceriksiz ve kaba bir bekar adam, kendisinin ahlaklı biri olduğunu kanıtlamak ve 
rüyalarının kadınının kalbini kazanmak için bir çocuk evlat edinir. "Billy Elliot"ta bir çocuk dans etmenin 
zevkine varır - ama ne yazık ki herkesin, dansın aptalca ve sadece kızlar için olduğunu düşündüğü bir 
fabrika kasabasında yaşamaktadır. Bir süre sonra vizyona girecek olan "Courier" filmi de, bulunmak 
istemeyen insanları bulup onlara paketlerini ulaştıran bir kurye hakkındadır. 
Öyleyse "Kanca"nın önemli bir bölümünün, zıtların çatışmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Burada, 
bildik olan bir şey, bilinmeyenle, kendi aslına ters düşen bir şeyle karşılaşır. Böylece hikâye yeni ve ilginç 
bir hâl alır. İşin sırrı tam doğru karakteri ve ve o karakter için en doğru çeşilkiyi, sürprizli durumu ya da ters yüz oluşu bulmaktır. 
Burada dikkat etmeniz gereken bir şey var: eğer bu çelişkiyi hikayeniz içinde çok geç ortaya koyarsanız, 
ki burada geç ile 10. sayfayı kastediyorum, okuyucunun ilgisini kaybetme riskiniz vardır. Ana karakterle 
duygudaşlığı sağlamak için bu çelişkiyi - Kanca'yı - erkenden hikayenize sokmalısınız ve hikayeniz 
ilerlemeye başlamalıdır, çünkü bu çelişki izleyiciye ya da okuyucuya şu soruyu sorduracaktır: "Bu 
kahraman, elinde B yokken, A'dan C'ye nasıl gidecek acaba?" 
Örneğin, eğer Rocky bu kadar baltaya sap olamamış bir tip ("loser") iken ve hocası onu spor salonundan 
kovarken, Apollo'yu nasıl dövecektir? Yazar, bu durumu daha hikayenin ilk bir kaç sayfasında ortaya 
koyarak, erkenden bir saldırı noktası oluşturuyor. Saldırı noktası, hikayenin merkezi çatışmasının ortaya 
çıktığı ve hikayenin temel eyleminin kendisini açıkça belli ettiği yerdir. Bazı formüller bu saldırı noktasının 
senaryonun yaklaşık olarak %10'unda gerçekleşmesi gerektiğini söyler - buna %10 kuralı denir. Ama 
%10 bile hikayeye çok geç bir giriştir. İçinde zengin olasılıklar barındıran benzersiz bir çelişki ya da 
"yanlış-mekan" ("dislocation") durumu eğer ilk bir kaç sayfada yer alırsa, senaryoyu okuyan kişi şöyle 
yerinde bir doğrulur, dikkatini toparlar, ve onu senaryonuzun devamını okumaya sevk eden sorular sorar. 
Şu konuda çok net olmamız gerek: Bazı çok iyi filmlerin hiç Kanca'sı yoktur. "Amerikan Güzeli" "Kaplan 
ve Ejderha" "Children of Paradise" "Cesuryürek" ve "Fanny ve Alexander" kancasız klasiklerdir. 
Ayrıca Kanca'nın, senaryonun yazım kalitesi ya da filmin kalitesiyle de bir ilgisi yoktur. Eğer kancaları
yeterince güçlü ise, çok berbat filmler bile gişede başarılı olabilir; bu tür filmler sanki icranın (çekimin) 
kötülüğüne ya da oyuncu seçimi, yönetmenlik, hikaye değişikliği talepleri gibi. felaketlere karşı bir 
bağışıklığa sahiptir. Bu fikirler "kendilerini sattırırlar". Sizin göreviniz de, eğer kabul ederseniz, böyle 
bir kanca bulmak, ve daha sonra da klişelerden olabildiğince bağımsız bir biçimde, bütün insaniyet ve 
özgürlüğünüzü kullanarak bu kanca etrafında bir hikaye oluşturmaktır. İşte bundan sonra senaryonuzu 
satabilir ve filminizin çekilmesini beklemeye başlayabilirsiniz. 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız: